-
Uyku Masalı

Yatağımın soğuk duvar tarafı Ve yazın zalim sıcaklığı… Hadi kapat gözlerini bugüne Ve yelken aç yıldızlı göklere. Çocukluğumun renkli bahçeleri Ve gençliğimin karlı kışları… Bu gece ne var düşümde? Aklım yine şu Billur Köşk de. Çocuk olsam keşke yine: O zaman sığınırdım şekerden sarayıma. Büyümüşüm maalesef: Mecbur kalmışım gri duvarlı apartmana. Korkularım o zamanlar: Canavarlar ve devler. Şimdikiler çok daha kocamanlar: Uçurumlar ve hüzünler. Çok özledim uçan atımı. Altın yeleleri dalgalanırdı: Ve her telinden bir macera doğardı. Atımın kanatları kadar cesurdum, Şimdiyse eyer giydirmeye çalışıyorum. Ah şu çocukluğum! Sana hep gülen ayvaydı ya hayat, Bana ağlayan nar düştü…

-
Bahar Alerjisi

Bu sakin adamın öyküsünü yazmak sanırım yalnızca kağıdımı harflerle kirletmektir. Ama elimde bir kâğıt varsa, bununla başka ne yapılır ki? Ufak bir baş ağrısı, kafa karmaşıklığı ile sanki son kullanma tarihi geçmiş ayakları üstünde zar zor duran bu genç beyefendi düşünmüyordu artık. Daha doğrusu kafasında milyonlarca düşünce polen gibi savrulurken yalnızca içinden hapşırmak geliyor, kendini düşünenlerden sayamıyordu. Bu toz ve polen içindeki kafası artık alerjiyle doğmuş kalbine dayanılmaz geliyordu. Her zaman giydiği ekose desenli gömlek ve rengi solmuş süveterine rağmen görünüşü bitap olduğunu belli etmezdi. Hep yürüdüğü o yokuşta yine yürüyordu. Sağına soluna hiç bakmadan yaprakları eziyordu tedavi niyetine. Ses…

-
Kırık Bir Şiir

Yürüyüşümün kırkıncı günü bugünKırk büyük günVe korku, birlikte yürüyen.Kırk büyük günKuyudan uzakMahkemeden beraatŞimdilik.Ve yürüyüşüme eşlik edenKırk büyük günahEskiden işlenen, gölgeleri omzumda. Kırk bin meydan gördüm kırk gündeTaşları yabancıÇimleri siyahVe kırk bin meydanınbende bıraktığıSenden uzakTanınmadık bir hayat. Yürüyüşümün son günü bugünKırkıncı gündeBaşladığım yerde.Yeniden bir arınmaSoluklanmaVe yeşeren bir filizHer zamanki ümitle.Başladığım yerde.

-
Kurabiye
Bir süre sevmek üzerine düşündü. Matematiğini çözemeyeceğinin farkındaydı yine de denemek istedi. Uzun uzun toprağa baktı sonra gökyüzüne. Bu ikisinin arasında bir yerde sevgiyi anlayabileceğine inandı. Düşünmeye devam etti. Yorulmuştu. Bu kadar zor muydu sevmek? Neden sonra içini tuhaf bir his kapladı. Bir şeyler yanlıştı,ne olduğunu anlayamadı. Sesler duydu. Dönüp bakınca yaşlı birkaç kadının sohbet ederek yürüdüğünü gördü. İçlerinden biri kocasının uzak bir kasabaya gittiğini bir hafta kadar buralarda olmayacağını söyledi. Giderken mutfak masasına sık sık aldığı kurabiyelerden bırakmış. Olur da kendisi yokken karısının canı ister ve bulamaz diye gitmeden üç kutu almış. Kadın cümlesini bitirirken sesi titredi, duygulanmıştı. Kurabiye…

