-
Bir Avuç Ateş

Bir ateş düşer avcuna Hakk’tan Mum beslersin mesela Şiir ise mesele Ya da bir sigaranın dumanını seyreyle Mevzu bahis şair ise Yaksan ya bir gönlü usulca Zarif coşkusu Tanrısına kavuşsa Tersine dönsün felek Bir gülü ateşe ver. Mavisi,en güçlüsünden, umut versin bülbüle Yayından çıkmadan oku tutuştur Belki Yunus’a ve yoluna nur olur Zikreyle Onun şanını, aban ona kurban olur Hani değişmez de tercihin Ben yine ahvalimden haber vereyim Bir Enbiya Kuşuna hasretim Hani merhamet hani abidesi Ben ancak kendi şehrime muktedirim Bir avuç ateş düştü sana Hakk’tan Gereğini bellemedin Kaydı gitti ellerinden tutamadın Sahip çıkamadın Ama oldun bakamadın Bir…

-
Grinin İçinden

Metronun gürültüsünden muzdarip, sessizliğin gelmeyeceğini bilerek çıkıyorum merdivenlerden. Gökyüzü göründü. Ankara havası ya bu, “gri” olmak zorunda. Etrafta yine bir sürü insan… Oturuyorum. Karşımda kocaman bir cadde ve yaya geçidi var. Kalabalık bir grup arabalar için kırmızının yanmasını bekliyor. Ve işte yandı. Hepsi aynı anda, askeri bir nizamla karşıya geçiyor. Bu görüntüyle birlikte beynime düşünceler üşüşmeye başlıyor: İnsanlar böyle yürürken hiç de insan gibi değiller. Metro kapısının aniden açılmasıyla herkesin birden içeri doluştuğu anlarda da öyle. O uyumlu adımlar… O adımlar onları birey olmaktan çıkarmış. Onlar artık tek bir makineyi oluşturan ufak parçalar, oyunların içindeki sıradan karakterler… Ya da robotlar,…

-
Doktor, Arrest ve Kızıl

Sevgiye olan inancım bitsin istemiyorum, şayet İnsan sevdiği zaman her şeyi çözebilir. Kendi kutsalını içinde barındırır Hevesle kullanılmayı bekleyen bir defter özeni taşımalı Biraz heyecan, hafif yıpratma korkusu, bir o kadar da içtenlik… Sonu ne olacak düşüncesi, Beynimizde ihtiva eden, vazgeçemediğimiz bir cehalet midir? Hayalleri olan genç bir doktor, geceden kalma bir arrest bulur, Samatya’nın dar ve bohem ara sokaklarında. Kendi de idealisttir hani, kaybetmeyi sevmez… Halbuki kaç kere konuştuk bunları, İnsan kaybettiğinde sadece gözlerini kapatmalı. Beden zayidir, içinde barındırdığı inanç ve sevgi Yolları dikenli olan beyaz ışığa sürükler. Dünya sona erse de bedenler çürümeye de başlasa Yanımızda istediğimiz, o…

-
Kekik Kokusu

Dağların arasından gelen rüzgâr, eskimiş pencere perdesini bir kez daha havalandırdı. İçerideki odada tahta bir masa, yarısı boşalmış bir defter ve bir kupada soğumuş kahve dışında pek bir şey yoktu. Masa başında oturan adam yaşı, kaybın ağırlığıyla gençliğini unutmuş gibiydi. Parmaklarını deftere dokunduruyordu, sanki kelimeler değil hatıralar dökülecekmiş gibi. Adı Aras’tı. Onu son gördüğünde eylüldü. Havanın hâlâ sıcak ama gökyüzünün artık daha uzak olduğu zamanlardan biri. İkisi de sustukça birbirlerini daha iyi duyuyor, konuşmamaya başladıkları yerde aslında birbirlerine daha çok yaklaşmış oluyorlardı. O gün kız kekik toplamıştı. Yamaçlardan, çıplak elleriyle. Aras’ın cebine birkaç tanesini sıkıştırmıştı vedalaşırken. “Kokladığında beni hatırlarsın” demişti.…

