- Grubun kuruluş hikayesinden bahseder misiniz?
Erdem – Daha evvel gitmiş olduğum bateri kursunun sene sonu konseri vardı. Henüz birkaç aydır bateri çalıyordum, sahnede ne yapılır, nasıl prova alınır hiçbir fikrim yoktu. Hatta nasıl şarkı çalınacağını da çok iyi biliyor değildim. Çağan hazırlıktan, Beyza da liseden arkadaşımdı benim. İlk konsere bu çekirdek ekiple çıktık. Sonrasında sahnenin tadını sevdik. Dedik ki bir grubumuz olsun, sahne almaya devam edelim. Sonra çevreme yazıp gruba üye aramaya başladım. Kağan’la o dönem tanıştık, zaten sınıf arkadaşım oluyor kendisi. Başlarda farklı müzisyen arkadaşlar da vardı. Kanırta kanırta da olsa sahneye çıkabildik o ilk ekiple. Süreç içerisinde, girenler çıkanlar oldu, en son Arda ve Çağan gruba eklendi ve böylece Metakarpal şu anki haline kavuştu.
Erdem ve Kağan tıp, Beyza diş hekimliği, Çağan enerji mühendisliği ve Arda da hukuk okuyor. Bu durumu nasıl değerlendiriyorsunuz? Hem sahne hem okul sizi yoruyor mu? İlerleyen süreçlerde nasıl devam etmeyi planlıyorsunuz?
Çağan – O disiplini oturttuğunuz zaman, yani provalara ayıracağınız zamanı planladığınızda, diğer vakti zaten bir noktada akademiye ayırmanız gerekiyor. O ritmi tutturduğunuz zaman da devamı geliyor.
4. Konserlerinizde pop, metal ve Anadolu rock gibi farklı türlerde şarkılar çalıyorsunuz. Repertuarınız nasıl şekilleniyor?
Beyza – Bence bizim bu kadar sevilmemizin nedeni bizim sadece metal veya hard rock çalmıyor oluşumuz. Kendimize ve seyircimize iyi gelen her şeyi çalıyoruz. Biz sahnede rock çalarken aniden bir kapı açılıyor ve sanki biz oradan geçiyor ve göğe yükseliyoruz. Bazen sahnede gözlerimi kapatıyorum ve ‘biz ne yapıyoruz’ diyorum. Aslında bizi bu şekilde alıp götüren tüm şarkıları tür fark etmeksizin çalıyoruz. Ben şuna inanıyorum; insanları eğlendirebilmeniz için önce sizin sahnede inanılmaz eğlenmeniz lazım. Yoksa sadece bir şeyler çalıp sahneden inmiş oluyorsunuz. Kadın vokal olmamın getirdiği bir sorumluluk da var. Kadın vokallerin söylediği şarkılara yönelilk bir eğilimimiz var, Model’in ve Şebnem Ferah’ın şarkıları gibi. Tabi, kendimizi hiç sınırlamıyoruz, Dio da söylüyoruz, Led Zeppelin şarkılarını da. Bir şey daha eklemem gerekirse, bir etiketlendirme yaparsak kendimize rock grubu diyebiliriz. Bu bazen soft rock’a bazen hard rock’a kayabiliyor ama rock sınırları içerisinde kalıyoruz. Erdem – İlk kurulduğumuz zamanlarda daha çok kadın vokallerin rock şarkılarını çalıyorduk. Sonrasında ise kendimize ne katabiliriz diye düşündüğümüzde, bizim gibi amatör grupların veya diğer profesyonel sanatçıların konserlerine gittiğimizde pop gibi farklı türden bir şarkıyı alıp cover yaptıklarını gördük ve dedik ki biz de çeşitli türlerden şarkıları rock formunda cover’layabiliriz. Çağan ve Arda geldikten sonra, evet metal grubu değiliz, metale doğru evrilen bir rock grubu olduk.

2. Grubun adı nasıl ortaya çıktı?
Erdem – İlk kurulduğumuzda beş kişinin dördü Ankara Tıp’ta, biri de, yani Beyza da, Hacettepe Diş Hekimliği’nde okuyordu, yani hepimiz sağlıkçıydık. İçinde beş içeren ve sağlık alakalı bir isim olsun dedik ama bunu hemen bulamadık. Müzik, nakarat, trafik, bavul, vertigo gibi önerilerim oldu benim. Tabi bunları Kağan hemen reddediyordu. Bir ara Klima’yı önerdiğimi hatırlıyorum. Sonra anatomi çalıştığımız bir dönem “Metakarpal” geldi aklımıza. Hem içinde beş vardı hem de sağlık terimiydi. Kağan da onay verince tabi, ismimizi bulmuş olduk.
3.5 Rock’çı kimliği diye bir kavramdan bahsedebilir miyiz? Metakarpal böyle bir marka yüzü oluşturmaya çalışıyor mu?
Beyza – Aslında bunu rock’çı kimliğimiz olsun diye yapmıyoruz, sahneye çıkarken ne giysek daha güzel ve daha havalı durur diye düşünüp giyiniyoruz. Bence rock’çı kimliğimiz kasti bir şekilde vermek istediğimiz bir görüntüden ziyade hareketlerimizin doğal bir sonucu olarak ortaya çıkıyor. Son dönemki fotoğraf çekiminde de, kafamızda olan görseli yakalamaya çalıştık aslında. Onlar da Rock’çı kimliğimiz olsun diye çekildiğimiz fotoğraflar değildi yani. Kendiliğinden böyle bir görüntü verdik. Çok doğal bir şekilde.
5. Şu ana kadar sahne aldığınız mekanlardan hangisi sizin için en unutulmazdı ve neden?
Erdem – Benim için en unutulmazı ilk sahnemizdi. Geçen sene 14 Mart’ta Kızılay’da bir mekanda çıkmıştık. Evet, çok üst seviyede bir mekan değildi, doğruya doğru. Ama büyük fedakarlıklarla, sosyal hayatımızdan, derslerimize ayırdığımız vakitten kısarak, ciddi bir emekle o kadar prova almışız, kaydadeğer bir özveri göstermişiz. Belki ortaya koyduğumuz performans teknik açıdan o kadar mükemmel değildi ama bizde yarattığı hissiyat unutulmazdı. Ama mekan olarak, “vay be buraya da çıkabildik, gerçekten bir şeyler başarıyoruz” dedirten yer kesinlikle İF’ti. Kağan – İki kere çıktık biz İF’e. İkisi de birbirinden güzeldi. Özellikle ilki. Çok daha geniş bir repertuarla çok daha uzun bir süre sahne aldık ve bayağı bir şey kattı o sahne bize. Bir şey anlatacak olsam herhalde onu anlatırım. Beyza – İF’teki sahneden bir hafta önce yataklara düşecek kadar hasta oldum. Her akşam önce serum yiyip provaya gidiyordum. Rezalet bir haftaydı. Üzerimde çok büyük bir sorumluluk vardı, ilk defa İF’e çıkıyoruz, büyük bir sahne, o kadar bilet satılmış, yani çıkmaktan başka şansımız yok. Şarkı aralarında ilaç alıp burnumu filan silip sıradaki şarkıya geçiyordum. O sahneden sonra, belki de benim bir performans düşüklüğüm olabilir, aldığım bazı yapıcı eleştiriler benim kariyerimde çok önemli bir nokta bence. O sahneden sonra, kendimi çok geliştirdiğimi düşünüyorum. Sahneden indikten sonra, bazı eleştiriler almış ve çok üzülmüştüm. Kulağa saçma gelebilir ama insan hep güzel yorumlar almak, pohpohlanmak istiyor. Ama seni geliştirecek olan şeyler bunlar olmuyor. Daha yapıcı şeyler duymak gerekiyor. Ben bunu orada öğrendim, biraz da sert oldu benim için ama iyi ki öğrenmişim. Şu an oradaki halimi ikiye üçe katladığımı düşünüyorum. Çağan – Benim için de İF sahnesi çok kıymetli çünkü benim gruba katıldıktan sonraki ilk sahnemdi. Ayrıca uzun bir aradan sonra sahneye çıkıyor olmanın da verdiği bir gerginlik vardı. Tabi bu sonra sahnede bir hazza dönüştü. Çok güzel ve farklı türlerden şarkılar çaldık. Ve orada ne çalarsak çalalım hepimizin mutlu olduğunu gördüm. Onun dışında seyircinin gözündeki mutluluğu görmek de ayrıca güzeldi. Babam takım elbiseyle filan gelmişti. Düğüne gelir gibi. Bu da çok gurur vericiydi. Erdem – Çağan’ı geçtim, ben çok gurur duydum abi, konserime takım elbiseyle geliniyor düşünsene.

6. Albüm veya Single çalışmanız olacak mı?
Beyza – Bir süredir bir şeyler yazmaya, bestelemeye çalışıyoruz. Fakat geçtiğimiz dönem özellikle sahne yoğunluğumuz çok fazlaydı. O kadar prova ve sahnenin arasında şarkı yazmak, kayıt almak bizi çok zorlardı. O yüzden dedik ki, bu dönem duruyoruz, bu dönem sahneye yoğunlaşıyoruz, yazın da dinlenmeye ve üretmeye yoğunlaşıyoruz. Şu an üretme dönemimizdeyiz, herkes bireysel olarak bir şeyler yazıyor, ben söz yazıyorum, Erdem kendi paternini yazıyor, gitaristler kendi riflerini yazıyor. Daha sonra da bunları birleştirmeyi düşünüyoruz. Albüm bir hedef tabi ama şu an için ilk etapta tekli çıkarmaya çalışıyoruz. İnşallah yazın sonuna doğru bir şeyler elde etmiş oluruz. Yeni döneme bir tekliyle girmek istiyoruz.
9. Grup üyeleri olarak birbirinizle nasıl bir iletişiminiz var?
Erdem – Ben çok eğleniyorum bu grupla çalışırken. Müzik yapalım yapmayalım, ekiple vakit geçirmek benim için çok keyifli oluyor. Hatta bazen müzik yapmaya çalışırken o kadar çok eğleniyoruz ki, beyler çok eğlendik, biraz da müzik yapalım dediğimiz oluyor. Bir dönem bu bizim sloganımız olmuştu. Hayatın, akademinin zorluğunda, bana güç veren ögelerden biri Metakarpal. Bir arada olduğumuz için çok mutluyum.
11. Dinleyicilerinizle olan ilişkiniz nasıl?
Erdem – Bizi farklılaştıran şeyin seyirciyle kurduğumuz iletişim ve çaldığımız şarkılara kendimizi katmamız olduğunu düşünüyorum. Kağan – Dinleyicilerimiz arasında müzikle yakın ilişkisi olan insanlar olduğu gibi olmayanlar da var. Her iki gruptan insanlar da bizi ilgiyle dinliyor ve bizim enerjimizi yükseltiyorlar. Çeşitli eleştiriler de alıyoruz tabi dinleyicilerimizden. Ama genel olarak yaptığımız müzik çok beğeniliyor ve bu bizi daha iyisini yapmaya sevk ediyor. Beyza – Bizim ünlü olalım, herkes bizi dinlesin gibi bir derdimiz yok ama bazı dinleyicilerimizin, ya bunlar alıp yürüyecekler, biz şimdiden ön sıralarda yerimizi ayıralım dediğini duyuyoruz, bu da ister istemez bir yerde bizi hep daha ileriye adım atmaya teşvik ediyor. Gerçekten bizi de kendimize inandırıyorlar. Bu benim için çok büyük bir motivasyon kaynağı.
15. Güncel müzik sektörü hakkında ne düşünüyorsunuz?
Çağan – Bundan 50 yıl önce müzik dinleyen kişi sayısı belli. Ve müzik dinleyebileceğiniz platformlar da belli. Plaktan dinleyebilirsiniz, CD’den dinleyebilirsiniz. Bir plak veya CD satın aldığında ona para verdiği için onu sonuna kadar dinliyordu insanlar. Ama şimdi alıcı o müziğe her yerden ulabildiği için, YouTube’dan Spotify’dan veya başka bir platformdan, aktif bir akış içerisinde, sürekli karşısına yeni bir şarkı çıkıyor, elinde çok fazla alternatif var ve bu şarkıların hiçbiri için özel bir çaba sarf etmesine gerek yok. Bu sebeple de şarkının ilk dakikada dinleyiciyi yakayabilmesi gerekiyor. Eskiden dinleyici istediği için müzisyen müzik yapardı, şimdi ise müzisyen dinleyiciler dinlesin diye müzik yapıyor. Şimdi müzisyenler dinleyicileri yakalamaya çalışıyor, çok ciddi bir rekabet var piyasada. Kağan – Geçmiş zamanlarda işin enstrümental kısmı daha çok alıcı bulan tarafıydı. Yetmişlerde seksenlerde enstrümental tarafı daha keskin olan gruplar daha çok ön plana çıkıyordu. Söz kısmı da çok önemli ama o gruplar işin tekniğinde çok iyilerdi. Mesela bence Metallica’nın bu kadar ünlü olmasının sebebi enstrümental olarak oldukça kaliteli bir iş ortaya koymaları. Gitar tonlarından davul perküsyonlarına kadar. Metal türünün de bu dönemde popüler olmasının sebebi buydu. Black Sabbath’ı da buna örnek olarak verebiliriz. Doksanlara geldiğimizde Nirvana’nın gelmesi işi biraz değiştirdi, yaptıkları müziği eleştirmiyorum ama bir yandan da yaptıkları iş geçmişe göre çok sadeydi. Nirvana’nın gelmesiyle enstrümental taraf biraz daha arka plana kaydı ve fast-food gibi hızlı tüketilebilir bir müzik ortaya çıktı. Devamı da böyle gelişti. Beyza – Bu dönemde tutulmak, ünlü olmak sosyal medyadan geçiyor. Şu an biz de İnstagram’ı kendimizi duyurabilmek için kullanıyoruz. İnsanlara kendimizi gösterebilmek için bunu yapmak zorundayız. Evet, eskiden durum böyle değildi. Ama biz şu an bu çağda yaşıyoruz, ve bizce güzel müzik yapıyoruz. Bundan yakınmaktansa, bu devirde doğru dürüst dinleyici yok demektense yaptığımız müziği insanlara sosyal medya üzerinden ulaştırmaya çalışıyoruz. Kalitemizden ödün vermeyeceğiz ama bunu insanlara ulaştırabilmek için de gereken şeyleri yapmakta bir sakınca görmüyoruz aslında.
14. Rock müziğin geleceği hakkında ne düşünüyorsunuz? Siz yolculuğunuza nasıl devam etmeyi düşünüyorsunuz?
Çağan – Ben tekrardan yükseleceğini düşünüyorum. Zaten son dönemde Eurovision vesilesiyle bir dalgalanma da oluştu. Evet, şu an bunu taşıyan çok lokal grup yok ama doğru alıcıyı bulduğun zaman güzel bir şekilde yükselebileceğini düşünüyorum. Erdem – Özgünlüğü yakalayabilmek lazım. Sonuçta 2000’lerde yapılan müziğin aynısı ortaya koyunca 2000’lerdeki tepkiyi alamazsınız, O zamanki dinleyiciler büyüdü ve müzik zevklerinde değişiklikler oldu. Beğeniler ve beklentiler değişiyor, buna ayak uydurabildiğiniz ve özgünlüğü yakalayabildiğiniz ölçüde başarılı olursunuz. Çünkü Rock dinleyicisi bitmez, ölmez sadece şekil değiştirir. Beyza – Daha erkek egemen bir piyasa var şu an. İleride güzel işler yaparsak, ki ben buna inanıyorum, kadın vokalli bir grup olmamızın şu an olduğu gibi ileride de bizi diğer gruplardan ayıran bir faktör olacağına inanıyorum.
Metakarpal’ın ilk teklisi Dönüşü Yok’u dinlemek için;

Yorum bırakın