-
MEKTUP

Yarın öleceğim biliyorum Veda bile edemeyeceğim sana Tek bir güzel söz söyleyemeden gitmiş olacağım Ve ellerin Hiç tutamadığım o ellerin Artık daha uzak,daha soğuk,daha yabancı Biraz daha beklemek isterdim seni Birkaç gece daha kalıp Son kez dinlemek isterdim sesini Ama kalmak daha zor Vakitler geçmiyor Saatler,saniyeler,dakikalar sonra yine saatler Boş duvar,açık kapı ve pencereler Yarın öleceğim biliyorum Veda et bana

-
TEK

Yüreğimdeki şu ağrıyı sorsalar Cevap bulamam Boğazım düğümlenir O kocaman yumruyu yok sayamam Ağlamalar başlar sonra Belki gurbet,belki hasret Yol bu,uzar gider Gözlerim dalacak bir boşluk arar Tuzlu bir tad hissederim dudaklarımda Söverim Mesafeler yüreğimdeki ağrıyla kardeş Korkuyor içimdeki çoçuk Çünkü küçüktüm ilk yalnızlığımda Şimdi hep yalnız o çocuk

-
Marakeş’te Bir Gece

Kızıl toprağın esir aldığı duvarlar, ay ışığında yanık bir tonla aydınlanıyordu. Rüzgâr hafif kum girdapları yapa yapa dönüyordu etrafımda. Uykuya dalan, duvarlarına kilimler sarılı evlerin dar sokakları arasında kediler, ayyaşlar ve benden başka kimse yoktu -ya da ben öyle ummak istiyordum-. Ilık rüzgârlar geri geri ittirirken bilmediğim sokaklarda hızlıca yürümeye çabalıyordum. Bir yandan da gözüm sürekli arkadaydı, çöpün ardından gelen o seslerde… Kedilere ait olduğunu bilsem de bir türlü inanmıyordu kalbimin bir tarafı. Her karaltıda her fısıltıda onlardan birini arıyordum. İçimdeki korkuyla daha hızlı adımlar atmaya başladım. Yollar labirentler gibi birbirine bağlanıyordu. Bir an geri dönüp beni bırakan arabayı aramayı…

-
Lahza-i Zemheri

Bir kış gününde aile dizileri izliyoruz eski, küçük, tüplü televizyonumuzdan. O siyah çerçevesinin dokusu hâlâ avuçlarımda… Görüntü karıncalanıyor arada bir. Dışarıda lapa lapa yağan kar… Düzeltecekmiş gibi bombeli cam ekranına vuruyorum parmaklarımla, vurmamla çıkan tok ses yerini elektriğin oluşturduğu cızırtılara bırakıyor. Turuncu, işlemeli kazağıma dökülen kısa saçlarım elektrikleniyor. Arkasın kurcalıyorum işin erbabı gibi. “Babaa!” Bir sesleniş, iki mızmızlanışla aşağı yolluyoruz babamı. Çanağı kaplamış karı süpürüyor gayretle. Saçları, bıyıkları henüz ağarmamış; başında siyah bir şapka. Kürekle bir yol açıyor kapının önüne. Ellerimizi pervaza dayamış parmak uçlarımızda yükselerek camdan dışarıya bakınıyoruz. Yılların çamı kara gömülmüş yarıya kadar. Sokak lambala-rı hafiften turuncu ışıklarını…

