Işıklar, camlardan kırılıp sarı kirpiklerinde buluyor teselliyi. Hüzünlü bir dinginlik var ellerimizden tutan. Eski bir çocuk şarkısı mırıldanıyor oynar gibi bizimle. Turuncu koltuklar ve günahlar gibi asıp unuttuğumuz çamaşırlar… Ayıplıyorlar sanki sessizce, vade doldukça unutuluşlarını. Zaman ise boş bir yelkenliyi andırıyor bu günlerde, salına salına yavaşça iteleniyor derken koca bir denizi aşıveriyor. Her şey gaipten çıkıp da alay ediyor sanki bizimle. Hep aynı ama sanki hepten farklı. Yeni bir mevsim tadıyorum. Yaralar, kabulleniyor bedenimi. Beni duymak artık yıpratmıyor acıları.Çirkinlik ayıplara bulanıp tenim oluyor. Zihnimden silemediğim yabancı simalar karışıp bir yüz çiziyor üzerine. Aynı sokaklarda kanayıp yeni bir mevsime varıyoruz. Gökyüzü bir başka, hüzünler bir başka… Aslında aynıkuşlar yuva yapıyor her sene gönlümüzde. Öyle ki yemin edebilirim üzüntü ve öfkenin kırmızı tüylerinin ayna gözlerimde yansıdığına. Ve de kararsızlığın can feryat kanat çırpıp kaçma çabasına… Öyleyse ne bu yabancı mevsim, ne bu korku ve ne bu adını koyamadığım can batıkları?

adım da belli değil

bir başka mevsimde Eylül 29

Yorum bırakın