Kendi topraklarıma gitmek için vatanımın sınırından binbir zorlukla çıkmak zorunda kaldığım hayalet ülke. E tabi, “Schengen” ülkesi, bizi sınırda saatlerce bekletmezse nasıl kendini önemli hissedebilir ki? İpsala sınır kpısındayız. İyi kötü girdik bir şekilde ama bir zamanlar hükmettiğin yere bavulların aranmadan, 4 güvenlik görevlisinin ezici bakışlarına maruz kalmadan girememek ağır bir yükmüş. Oysaki Kavala Su Kemerini geçtiğimizden beri hayran hayran dağlarını izliyorum, gördüğüm şey üstü sisle kaplı Türk vatanı. İçim buruluyor, yola devam ediyorum.

Kavaladan Selanik’e giden yolda ufak tefek yerleşim yerleriyle karşılaşıyorum. Kırsal kesim, bir tohumdan bin dane fışkıran topraklarımız üzerinde tarımla uğraşmaya devam ediyor. Varlığı yokluğu anlaşılmayan bir iki kiliseyle kurulmuş köyleri var. Sesini duyuramayan İslam aleminin tek ses kaynağı olan minarelerden ise bir tane bile göremiyoruz. Her şey öylesine tek düze ve ruhsuz ki yegâne ulu O’nun izleri, ancak yarattığı arı sanat eserlerinde izleniyor. Nihayetinde bu da bir imtihan, diye iç geçiriyorum, görüp de görmemek de bir imtihan.

Selanikteyim, âtıl kalmış haneler ve yetişemeyip beceriksizce kopyalanmış kültürel öğeleri. Çoğu da batı etkisinde yozlaşmış durumda. Kendi emanetine bile sahip çıkamayan bir insan topluluğu daha gördü gözlerim. Ama hakkını vermek lazım ticaretini iyi yapıyorlar. Estetik olarak yavan kalmış turkuaz ve kırmızı ağırlıklı çini tabakları ederinin 10 katına satıyorlar. Restoranların ve dükkanların çoğu uluslararası çalışan zincir markalar. Özgün bir tını alamadığım kuru kalabalık şehir gürültüsünden kendimi sahil boyuna attım. Gülüşen, dans eden ya da sadece taşlara oturup Ege’yi seyreden insanlar sayesinde bunalmış ruh halimden çıkıp biraz da olsa yazın sıcağında yaptığım bu gezinin keyfini çıkarmaya başladım.

Benim Atam’ı kucaklayan ev burada, büyüten okul bu mahallede, şu köşede âşık olup izlediği Makedon kızı, yediği ilk kavala kurabiyesi de bu sokağın sonundaki pastanede. Yunanistan, şimdi haritalarda bu parselde “Ελληνική Δημοκρατία” yazıyor olabilir lakin ecdadımın uğruna kan döküpaldığı bu topraklarda yalnızca misafirsin. Üstüne beyazlar da sürsen maziyi ve atiyi aydınlık tutmaya devam edecek olan Aslan Kulesinin kızıl Osmanlıdan kalma izlerini silemezsin. Seni şimdilik kendi haline bırakmayı tercih ediyorum yunanistan. Dönüp dolaşıp yine benim milletimin olacaksın. Ve ogün göreceksin medeniyet nerelerde kalmış sen nerelerdesin…..

Yorum bırakın