Bir an gelir unuturum kalbimi geceye

Bir an gelir tıkanırım,

            Kaçar uykularım alınmış acılar boyu.

Bir an gelir, bilemem

            Hangi kapıya vuracağımı.

Solarım, çiçeklerime benzerim diye.

Bakarım, ardımca gelir sonbahar.

Bir an gelir

Debelenirken zihnimde filler,

Ben çiçeklerimi toplarım,

Ayaklar altında ezilir diye.

Ve en çok ben ezilirim,

Sanki hiç olmayan bir davanın,

Kaçık mümessili gibi

Hayalet ordularla savaşır,

Yine ben yenilirim.

Ağlarım, çokça, bilen bilir,

Ve geceleri gebe kalırım her yeni fikre.

Defterlerimde akasyalar kurutur,

Gül yağı sürerim bileklerime.

Ve ne zaman çalsa o şarkı,

Zihnimin zindanında,

Yaşamaya özenirim,

Ruhum neye açsa onu düşünür,

Efkârımdan yazar,

Efkârımdan uyanırım.

Kimse bilmez, derdim eskiden,

Oysa herkes bilir,

Ne söyler bir defterin arasından akasya?

Ve en çok kimler uyumaz?

Tut ki derdim,

Şu kapıdan girdim içeri,

Şuradan çıkacağım,

Neye bu minnet ve özlem dünyada,

Neyin acısı ki yakacak seni elinden,

            iki adım, iki eşikte,

Daha demin girmişken kapıdan,

Biraz sonra unutulup gidecekken,

Unutulamayacak bir yükle sırtında?

Tut ki derdim ve sayardım

Aristo’nun örneklerini,

Ama bilenler yanılır,

Yanılanlar bilirmiş,

Tutturamadım ne varsaydıysam.

Elimde kalan bir dal kuru akasya,

Ve uykusuz gecelerin koyu kahvesiyle

Çokça yanıldım,

Şimdi bilmeye soyunuyorum.

Karanlık düşlerin arasına,

Kalemimi uzatıp

Yavaşça yastığa sarılıyorum.

Ne takvim ne risale artık.

Çok yanıldım gecelerde,

Artık uyumak istiyorum.

Risale-i Takvim-i Akasya

Sarıyer, İstanbul

02.11.24 

Sena

Yorum bırakın