Mağaramdayım.
Her cümlede etkenim. Kendimi kaderin akışından başka neye teslim edebilirim? Hangi kapıyı çalabilirim güvenip de, hangi edilgenliğin altında saklanabilirim?
Mağaramdayım.
Çalacak da çalınacak da kapım yok. Evim doğanın ayası, beni yağmurdan koruyan ufak bir eşikten başka ne isterim? Geçip giden yıllarda aza kanaat etmeyi öğrendim. Lakin güneşi göremediğim bol apartmanlı günlerde unuttum insanın nasıl yaşadığını sadece bir güneşi izleyip. Saat başlarında saatimin zembereğiyle oynadım durdum. Şehrin bir dakika gerisine düşmemek için saatlerimi verdim. Halbuki mağaramda güneş doğudan gelip batıya doğru gidiyordu. Şu duvara vurunca kuşluk, şu kayayı geçince öğle, şuradan çıkınca akşam oluyordu. Bunları nasıl da unutmuşum. Şehrin bileğime doladığı tek halkalı kelepçe, nasıl da unutturmuş bana güneşimi. Şimdi dönüp bakınca mağaram zihnimin içinde dehlizlerde kaybolmuşken, şehir tüm canlılığıyla gözlerimin önünde. Hafızamın yakasını bir an bile bırakmıyor.
Ne yazık ki zihnim ve kalbim acı dolu günleri unutmamaya yazgılı. Mutlu günlerim bir rüya kadar uzak. Acı günlerim su kadar yakın.
Bir kalbim daha olsun isterdim. Birinde tükenince ötekiyle devam edebileyim, birinin yaralarına tuz basarken yeni dertleri ötekiyle karşılayabileyim. Amma ki iki kalbi olan tek bir mahlukat dahi yok. Ben ise ikinci el bir kalbi itekleyip duruyorum.
Mağaramdayım.
Bu her ne kadar bir savaş ilanıysa, bir o kadar da yardım çağrısı ya da bir ateşkes bayrağı.
Saatimin zembereği boşalalı beri buradayım. Burada zaman sadece kendimi bulmanın aracı. Geçmiş günlerimin lejantı. Unutmak ne kadar kolay ve edilgense hatırlamak da bir o kadar etken ve zor. Etken olup da kolay olan ne var ki?
Hatırlamak için emek gösteriyor, anılarımı birbirine ilmek ilmek işliyorum. Ama hatırlamak tek başına ne ifade eder ki? Nehirleri ve mağaraları çok seven eski zaman feylesoflarına kalırsa hatırladığım hiçbir zaman unuttuğum olmayacak. Zihnimi ne kadar zorlasam da, unuttuğumu ve hatırladığımı aynı rafa koyamayacağım bir türlü. Hatırladım sandıklarım nasıl da bulanmış olacak yaşadıklarımla. Nasıl da anı diye bir rüyaya inanacağım.
Saatlerden kurtulduğumu ve güneşi hatırladığımı sandığım ilk anda, güneşi bir kol saati gibi kullanmaya çalıştığımı fark etmemiştim. Şehir zaman algımı değiştirmiş onu yirmi dört eşit parçaya bölmüştü. Güneşimi yirmi dörde bölmenin şaşkınlığı ve çaresizliğiyle sınanırken anladım hatırladığımın unuttuğum olmadığını.
Bu yüzden dümeni nostaljiye çevirmenim manası yok. Nehir aktı. Kendime yeni bir mağara bulmalıyım. Kendime yeni bir hayat kurmalıyım.
Sırça sarayımın dağıldığı filan yok. Gerçekliğim şehirle tanışınca tuz buz olmadı. Belki mağaramı kaybettim sokaklarda ama hiçbir şey uçup gitmedi. Her şey yerli yerinde. İnsan kendi gerçekliğini kendisi kurmaz mı? Milyonlarca insan şehir diye bir gerçeğe inanmışken ben kendi gerçeğimi hatırlamak için biraz mesai harcayacağım sadece. İnsan kendi gerçekliğinde yaşamadıktan sonra nerede olduğunun ne manası var ki! Mağara da benim gerçeğim. Belki biraz hamasi, belki de biraz bayağı. Ama kim kimin savaşına karışabilir? Herkesin yel değirmeni kendine. Herkesin mağarası kendine.
Öyle yukarıdan konuşmanın da lüzumu yok zaten. Mağarası olan bir ben mi varım?
Herkesin bir mağarası var. Herkes kendi şehrine düşman, herkes kendi şehrine yabancı.
Bilinmiyorsak eğer sayımızın azlığından değil. Nietzsche’den beri gürültüyü sevmediğimizden. Bir şeyi savunmaya olan inancımızı kaybettiğimizden.
Böyle söyleyince de ne asalak ve yorgun duruyorum! Halbuki parmak uçlarıma kadar öfkeyim, kendimi bildim bileli itaatsizim. Kim bilir kaç kere söyledim de bunu, yine söyleyeyim. Mağaram, öfke odağım benim.
Şimdi içinde bulunduğum sükuna ben de anlam veremiyorum. Sanırım tüm öfkem bir noktada yoğunlaşıyorken ben bu noktanın etrafında bir gezegen gibi seyrediyorum. Asude de emin.
Kalbim bu yollardan çok geçmiş, şu kayanın üzerinde kim bilir kaç kere oturmuşum. Bunları hatırlamıyorum belki ama bezmi alemi bilir gibi biliyorum.
Daha bu nehirden çok su içeceğim ve daha çok uğraşacağım şehri bileğimden kazımak için.
Ama şimdi şu ikinci el kalbimi onarmam gerek.
Mağaram bir şifahane.
Ben Mağarama çekiliyorum.
13 Ağustos 2024
Yakutiye
Sena

Yorum bırakın