İçimde mavi bir hüzün var, yanında bir kalp çarpıntısı

Amfinin kapısında bekliyorum.

Aklımda birtakım sesler, bilmeden ilerler

Kalbimde ne kadar kuş varsa raşeler

Ortada hatalar var; benim içimden, benim yüzümden.

Kahveciden alınan isimsiz kahveler var,

Hatalardan ayılmaya yetmez.

Tabiat seninle canlanır ve gülümser

İnsanların tabiatı çığlıklarla dolu; onları uyandırmalı…

Araya İstanbul yağmuru girdi, bir o kadar da kağıtlar

Amfinin önünde bekliyorum, yüreğimi bu İstanbul emiyor.

Maksadımı aşmak bu fıtratta bana bahşedilmiş bir infaz

Hem acziyet hem özgürlük veren Yaratan,

İçimizin daralmasını ister mi ki?

Tatlılar da bu yüzden yaratılmıştır belki

Bir parça huzur ve huşu için…

O halde Acıbadem kurabiyesi eşliğinde Budapeşte yemeli 

Ne de olsa tatlılar bunun için değil mi?

Tabuta çivi çakmaya iki görevli geldi

Amfinin kapısında bekliyorum kendilerini

Biliyorum bu yaralar hiç kapanmayacak, ama denemeye değmez mi?

İnsanın yaralarının olması bir gölge olmasından iyi değil mi?

İsa’nın ilk konuşması ya da asa ile okyanus yarmak gibi

Yüce Yaratan; biz aciz kullardan birer derviş mi yetişmeli?

Sabır, acziyet ve infaz

Beklemeye değer mi?

Gezinen bir gölgeymiş Konstantinopolis

Amfinin kapısında 204 adet Acıbadem kurabiyesi

7 çağlık insan oyunu için fazla gibi

Ben hiç avcı olmak istemedim, halk katilden kaçar zannettim.

Hayat kurtarmayı kendi yaşamıma yeğledim.

Halbuki korkulacak bir şey yoktu ortalıkta, 

Hatalardan başka…

Yaralanmak insana bahşedilen en büyük kusur değil miydi?

Memur gibi davranılmak belki de en kederlisiydi.

Islanmış çeltiklere sır gizledim

Kimse bilmez, tabiatın gülüşü orada bir yerde…

Kalp, nöronlar kadar kompleks değil belki

Ama denizin dibine de gömülmeyi hak etmemeli!

Yanında tabut ve parçalanmış kurabiyelere yem edilmemeli

Amfinin kapısında intizar etmeli eceli

Yorum bırakın