Nerede diye düşünürken buluyorum kendimi bugünlerde

Gökyüzünden üzerimize süzülen, bembeyaz nurdan yapılmış kar

Eskiden yağarken yüreğimize, cennetin ırmaklarının serinliğiyle ferahlatırdı içimizi

İzlerdik sıcak camlarımızın ardından yüzümüzde tebessümle, kimi zaman hüzünle

Her seferinde kaybolurduk tertemiz huzurunda

Ertesi günün yalancı güneşiyle gelen çamur kirletemezdi bembeyaz düşlerimizi

Baharı özlemezdik herkes gibi, masumiyet görürdük içi sıcacık evlerin buz tutan çatılarında

Her seferinde hüznümün üzerine yağardı kar…

Sonra derin bir nefes alır, sonunda eriyip yok olmak pahasına birbirleriyle savaşarak toprağa kavuşamaya çalışan kar tanelerini izlerdim.

Sahi ne garip değil mi?

Tıpkı sonunda toprak olacağını bile bile birbirlerinden önce geleceğe kavuşmaya çalışan insanlar gibi.

Ne çok ortak nokta; her biri bambaşka kar taneleri, bambaşka hayatlarıyla insanlar,

Her ikisi de mütemadiyen uzak dururlar

Ne kar taneleri dokunur birbirine, ne de bir insan ötekinin hayatına

Dışarıda lapa lapa yağan karı seyrederdim bir zamanlar.

Beynim demir parmaklıklar örerken etrafıma, camdan dışarı bakardım

İki tip insan karı seyreder demişti bir dostum:

Biri huzurla bakar, seyrettikçe mest olur, kara sadakati yoktur, eridiği gün unutur.

Ötekisi hep hüzünle bakar, buruk bir tebessümü vardır. Kara sadıktır, tıpkı içindeki hüzne her daim sadık oluğu gibi.

Sen hangisisin?

Sahi ben hangisiydim?..

Ne önemi var ki yağmıyorsa artık kar?

Ne hüznün ne kederin sebebi, gökyüzünden düşmeyen pamukçuklar.

Yorum bırakın