İnsan anladığında büyüdüğünü, sonbahar gelmiştir artık. Bunu anladım bugün. 10 senedir gitmediğim bir eve gittim. 10 senedir görmediğim bir insana sarıldım. O ev bunca zaman yaşamıştı benden uzakta. Küçük iki katlı şirin bir köy evi. İki küçük oda üst katta, alt katta kiler. Tavanı ahşap, kapıları ahşap, pencereleri ahşap. Daracık bir balkon var. Balkonda bunca zaman katlı kalmasından dolayı yarısı güneşten solmuş, yarısı sapasağlam el dokuması bir kilim var. Siyah üzerine yeşil motif işli; her teli emek, her teli bir başka hikaye… Bu kilim de benim gibi: yarısı çocuk, mutlu ve canlı; yarısı yaşlı, solgun ve düşünceli. Evin küçük bir bahçesi var. Bahçede benim varlığını unuttuğum bir çam ağacı. Söylenenlere göre ben son gördüğümde o da çok küçükmüş benim gibi. Şimdi büyümüş serpilmiş ya da kocamış. Hangi ifadeyi kullanırsan kullan değişmiş ve yaşlanmış. Bir de armut ağacı var. Ah şu armut ağacı. Kocaman olmuş. Bahçedeki her şey büyümüş ama ev küçülmüş. Çok uluydu, çok yüksekti, çok güzeldi bu ev ben küçükken. Saray gibi gelirdi. Şimdi bakıyorum da gerçekten küçülmüş. Tıpkı benim içimdeki çocukluğum gibi. Küçülmüş küçülmüş, kimsesiz ve mahzun bir hal almış. Oturduk balkonda, tedirgin oldum biraz. Uçacak gibi gıcırdıyordu altımızdaki ahşap ya da çığlık atıyordu benim anılarım. Ben küçükken de gıcırdardı aslında. O zaman hiç korkmazdım. Ahşabın farklı noktalarına basar şarkı yapardım. Al işte, bir fark daha. Çocukluğum terk etti beni ve ev biraz daha küçüldü. Önümüze bir sofra geldi sonra. Mavi çinili iki meyve tabağı. Birinde armut birinde mürdüm eriği. Önce armut aldım ağzıma. Bahçedendi belli ki. Yumuşak tatlı aynı anda mayhoş. Çocukluğumun tadı bu olmalıydı. Zıtlıklarla dolu ama dengeli. Sonra erik yedim bir tane. Şimdi evde değil dedemin erik bahçesindeyim. Dört beş yaşlarındaydım. Dallar çok yüksek, boyum yetmiyor. Zıplayıp yetişmeye çalışıyorum ama nafile çabam. Sonra birden dayımın kucağında yükseliyorum, daldaki en güzel erik benim elimde şimdi. İşte zafer benim, bak bu da zaferin tadı. Şimdi gitmek vakti. Önce çocukluğumla vedalaşıyorum, sonra bu eski ama çok değerli evle. En son evin sahibine sarılıyorum. Gözleri doluyor. Benim büyümemi kendi yaşlılığı olarak yorumluyor belli ki. Ben çocukluğuma ev sahibi gençliğine veda etti bugün bu evde ve ev küçülebileceği kadar küçüldü. Ha bir de yarın sonbahar…

Yorum bırakın