Birisi zaten yapmanın aklınızda olduğu bir işi yapmanızı söylediğinde ilk tepkiniz ne olur? Bu soruyu insanlara yönelttiğimde aldığım cevaplar, yapılacak olana karşı hevesin yitirilmesi ve yapılan işin kalitesinin düşmesi etrafında toplanıyor. Çoğu kişi çocuk misali nazlanıp “Yapmayacağım!” demek istediğini söylüyor bu durumlara karşı. Bu yüzdendir ki öğretmenlerim tarafından okutulan kitaplardan çoğunlukla kaçardım. Bana göre kitapların tıpkı hayatımıza giren insanlar gibi onlarla tanışmamız gereken zamanları vardı. İşte doğru zamanı nihayet gelen kitaplardan birisiydi Beyaz Gemi. Çocuk bakış açısı ile kaleme alınan kitapların getirdiği bozulmamışlık hissi ile beraber bu sefer Kırgız bir çocuğun hikayesini okuyoruz. 1970’te yayımlanan romanı Beyaz Gemi’de olay örgüsü boyunca destan, efsane, masal gibi pek çok şifahi olguya yer veren Aytmatov; kültürel bağlılık ve yozlaşma gibi kavramları oluşturduğu tipler üzerinden anlatmıştır. İlk bakışta fark edilemeyen bazı detaylara sahip olan kitap edebiyat aleminde yankı uyandırmıştır.

Okuduklarınız hakkında yazmanın belki de en iyi yanı okurken fark etmediğiniz, olay örgüsü arasında silinen detaylarla karşılaşmaktır. Çocuk olgusunun varlığı -ve yokluğu- kitap boyunca yaşananlara sebep oluştursa da çocuğun sahip olduğu “bekleme” korkusunu bir türlü anlamlandıramamıştım. Şimdilerde fark ediyorum ki çocuk sürekli bir bekleyişin içerisindeymiş. Annesini, babasını, Beyaz Gemi’yi, balık olmayı, maralları, huzuru ve yetişkinlerin ona göstermediği ilgiyi beklemiş durmuş bunca zamandır. Bu sebeptendir ki sahip olduklarının yok olduğunu düşündüğü bekleme anları ona çok ağır gelmiş olmalı. Yetişkinlerin sahip olduğu doyumsuzluk halinden kesinlikle farklı bir korku ve endişe halidir çocuklarınki.

Okurken farkına vardığım bir detay ise çocuğun bir isme sahip olmamasıydı. Yetişkinlerin isimleri, bunlara ek olarak onları tanımlayan lakapları ve belirgin kişisel özellikleri vardı. Ancak çocuk karakteri bu kimlik algılarından uzak tutulmuş ve en çok da bu şekilde çocuk motifi ön plana çıkarılmıştı. Yazar anlatmak istediklerini oklar ile işaret etmemiş bu motifi bir vurgu olarak bırakmıştı kitaba.

Sonuçta yetişkinler de gerçeklerden kaçmayı denediler. Şiddetle, sitemle, algılarını uyuşturarak, inandıklarına ihanet ederek, terk ederek kaçtılar yetişkinler. Ama nedense hiçbirinin aklına balık olup gitmek gelmemişti.

Yorum bırakın