Temiz bir sayfa açtım bugün. İnadına bembeyaz, inadına aydınlık, inadına umutla dolmayı bekleyen. Çalışma masamın hemen önündeki perdeyi açtım. Güneşin sıcak ışığı vurdu kağıda. Şaşırdım biraz, halbuki gelmemekte direnen baharın kara kaplı gökyüzünde güneşe pek yer yoktu bu aralar. İster istemez bir tebessüm belirdi yüzümde. Sonra camdan dışarı, gökyüzüne baktım ve şöyle dedim kendi kendime: ülkemin karabulutları belki siz de artık inatçı tavrınızı bir kenara bırakırsınız. Belki ışık görürüz yeniden mavi gökyüzünde. Belki sokaklarda çocuklar oynar yine. Belki yine kışları kar yağar ülkemin, baharları çiçek açar. Belki yine baharlar da gelin gibi olur ülkem. Etekleri kır çiçekleriyle, papatyalarla, gelinciklerle süslü. Masmavi gökyüzü saçlarının üstünde incecik buluttan bir duvak. Sıcacık güneş gülümsemesiyle, masmavi deniz gözleriyle, içi içine sığmayan insanlarının sevgi dolu yüreğiyle yine gelin gibi olur ülkem. Ne güzel rüya, ne güzel düş. İnandım aklımdan geçenlere. İçim huzurla doldu. Yeni bir paragrafa başlayacaktım kafamın içinde- tabi hala camdan güneşe gülümsüyorum- içim elvermedi düşüme nokta koyup, bir bağlaçla başlayan umutsuzluğu yazmaya. Madem öyle yeni paragraflar olmaz olsun. Düşümü yazacağım önümde ki kağıda. Oturdum masaya, açtım siyah pilot kalemin kapağını. Ama sonra elim gitmedi o bembeyaz umut dolu kağıdı siyah mürekkeple kirletmeye, umudu yazacak olsam bile. Benim ülkemin sorunu bu umudu siyahla yazamazsınız. Beyaz kağıdı beyaz bıraktım. Sonra bir şarkı çaldı arkada:” Hani herkes arkadaş, hani oyunlar sürüp giderken; eskidendi, eskidendi, çok eskiden”…

Yorum bırakın