Karlı bir gecede koyu gökyüzüyle buluşuyorum yeniden. Boğarcasına üstüme akan zamana kafa tutuyormuş misali yelkovanı kana buluyorum. Boğazımda sözler düğümleniyor. Bir sayfa açılıyor ellerime, bir entari giyinip bastıramadığım yaşlarla yüzümü boyuyorum. Kötü kadını oynuyorum hep, bu sonsuz tiyatro olmayan zamanın derinliklerinde başa sarıyor. Ben yine yerlere kapanıyorum, yaşıyor, sürükleniyor, suçlu bulunuyor ve öldürülüyorum. Öykü hep aynı gözlerden oynayıp aynı sözleri yazıyor ve ucunda bu ölü kadın hep ipin ucunda kalıyor. Senaryo hep aşığın gözünden izleniyor, bense sevginin en çirkin fıtratını görüp her zerremle tiksiniyorum. Uzun zamandır kendimi inandırmakta güçlük çektiğim o sözlerle: sevgiyle aşağılanıyor, sevgiden kaçıyorum. Bir ip bağlıyorum kimi zaman, kimi zaman bir yüzüğü çeviriyor, kimi zaman ise bir mum üflüyorum bildiğim tüm dilekleri dilercesine. Acıları bastırıp kendi gözlerimden bir perde açmaya çabalıyorum fakat bu öyle boşa debeleniş ki kim olduğumu unutuyorum. Gözlerimi kapayıp bu sessiz savaşlardan, karmaşık oyunlardan uzak bir yaşamı düşlüyorum ama ben henüz bilmiyorum o savaşlar olmadan benim de var olamayacağımı. Kendi fıtratımı unutup duruyorum. Ellerimde kendi yanıklarımı saramayacak bezlerle korktuklarımın parçası oluyorum, toprak alıyor, yazınlar mezarlığında kayboluyorum.
23 Mart 2023

Yorum bırakın