Ansızın gelen bir dürtü bundan tam iki yıl öncesine götürdü beni. Eski bir evin tavan arasında unutulmuş paslı bir sandık misali zihnimin yosun tutmuş kara taşlarında kazılı bir anıya sürükledi; belki bir ses, belki bir renk, belki de bir mevsim… Bu kalem kağıtla çizilmiş, güncelerce tutulmuş net bir hadisedense hissiyat bir nevi. Uzun cam duvarları aşan sabah güneşinin saçlarımdan geçip yüzümü okşayışı gibi… Bir güvercin kafesini andıran göğsümdeki o hapis kuşun ilk kez kanatlarının o denli hızlı vuruşu gibi… Yüreğimdeki bu çırpınmaların parmak uçlarıma kadar tüm bedenimi sarıp sarmalayışı gibi… İnce melodiler altında aşkı tonlayan narin bir kadın sesinin sonbaharın sarısına karışıp gözlerimi ihtirasla kapattırabilmesi gibi… Korka korka daldığım kabusların, güvercine özgür olduğunu hatırlatan eski bir filmi andıran rüyalara dönüşü gibi… Bunca zamandır ilk kez tanıştığım bir duyguya eşlik eden endişenin zihnimde yarattığı fırtınalar gibi… Bundan tam iki yıl öncesi.

Anlatacak daha çok şeyim var aslında. En çok hazan vakti açılır dilim, en çok o vakit yazar, en çok o vakit ağlarım. Çünkü bu mevsimden istediğim kadar kaçayım yine kendimde kalırım. Nefret de etsem ben en çok sonbaharım.

7 Kasım 2023

Yorum bırakın